Dehb: Dikkatimi Toplayamadığım Bir Dünyada Yaşamaya Çalışmak
Dehb ile yaşamak…
Dikkatimi toplayamadığım söylendi bana hep. Sanki ortada tek bir dikkat biçimi varmış gibi. Sanki herkes aynı şekilde düşünmeli, aynı hızda ilerlemeliymiş gibi. Oysa benim zihnim hiçbir zaman düz bir çizgide ilerlemedi. Daha çok dağılarak, sıçrayarak, bazen de hiç beklenmedik yerlerde yoğunlaşarak çalıştı. DEHB benim için bir tanıdan çok, dünyayla kurduğum ilişkinin adı gibi. Aynı anda çok fazla şey görüyorum, duyuyorum, düşünüyorum. Bu yüzden de çoğu zaman “fazla” oluyorum. Fazla konuşan, fazla düşünen, fazla duran ya da tam tersi, aniden kaybolan biri. Toplum bu “fazlalığı” sevmiyor. Daha doğrusu nereye koyacağını bilmiyor.
Sürekli Düzeltilen Bir Zihin…
Küçüklükten beri bir şeylerin “daha düzgün” olması beklendi benden. Daha dikkatli, daha sakin, daha planlı… Bu uyarılar zamanla dışarıdan gelmeyi bıraktı, içime yerleşti. Artık kimse bir şey demese bile kendimi düzeltiyorum. Kendimi bölüyorum.
Bazen sorun yaptıklarımda değil, yapamadıklarımda gibi hissettiriliyor. Bir masaya uzun süre oturamamak, bir işi aynı ritimde sürdürememek, bir konuşmayı yarıda bırakmak… Bunlar sanki karakter kusuruymuş gibi sunuluyor.
Oysa ben tembel değilim. Sadece başka türlü çalışıyorum.
Normal Olmanın Yorgunluğu
“Normal” olma baskısı sessizdir ama sürekli hissedilir. Kimse doğrudan zorlamaz ama her şey ona göre ayarlanmıştır. Çalışma düzeni, beklentiler, başarı tanımları… Hepsi tek tip bir zihin varsayar. Ben bu varsayımın dışında kaldığımda, sorun bende sanıldı. Bir süre sonra ben de öyle sanmaya başladım. Kendime kızdım, kendimi yetersiz gördüm. Oysa belki de asıl sorun, bu düzenin herkese uygun olduğuna inanılmasıydı. Normal olmaya çalışmak yorucu. Özellikle de doğan gereği öyle olmayanlar için.
Verimli Olmadığım Günler Suçluluk Gibi
Hiçbir şey yapamadığım günler oluyor. Dışarıdan bakıldığında boş geçen, içerden bakıldığında ise fazlasıyla dolu günler. Zihnim susmuyor ama bedenim harekete geçemiyor. Bu anlarda en ağır yük suçluluk. Çünkü bu toplumda üretmeyen insan, kendini hemen açıklamak zorunda hissediyor. Dinlenmek bile gerekçeye bağlanıyor. Ben de bu suçluluğu uzun süre taşıdım. Sanki sürekli bir şeyleri telafi etmem gerekiyormuş gibi.
Ama fark ettim ki benim ritmim böyle. Düzgün değil, kesintili. Ve bu, başlı başına yanlış değil.
Sessiz Utanç ve Sürekli Kıyas
En zor olan şeylerden biri, başkalarıyla kıyaslanmak. “Bak o yapabiliyor.” Bu cümle, insanın içini yavaş yavaş kemiriyor. Çünkü herkesin görünmeyen mücadeleleri var ama kıyas hep görünen üzerinden yapılıyor. Bir noktadan sonra insan kendi varlığını savunur hale geliyor. Geç kalışlarını, unutmalarını, dağılmalarını… Sanki özür dilemesi gereken bir şey varmış gibi. Oysa ben sadece varım. Ve bu yeterli olmalı.
Kendimle Barışmaya Çalışmak
DEHB’yi bir kusur gibi görmeyi bıraktığımda, dünyaya başka bir yerden bakabildiğimi fark ettim. Zihnim düzensiz ama yaratıcı. Yorucu ama derin. Kontrolsüz ama canlı. Toplumun baskısı tamamen kaybolmuyor. Ama artık her baskıyı içime almak zorunda olmadığımı biliyorum. Her beklentiye uymak zorunda değilim. Belki de etik olan, insanın kendine karşı daha adil olmasıdır.
Sonuç Olarak
Dikkatimi toplayamadığım için değil, herkes aynı şekilde dikkat toplamak zorundaymış gibi davranıldığı için zorlanıyorum. Bu farkı görmek, benim için bir rahatlama oldu.
Artık şunu biliyorum:
Ben eksik değilim. Sadece buyum.
