Çocukların Sessiz Çığlığı: Savaşı Görerek Büyüyen Çocuklar – Noorudeen Veetykadan
Noorudeen Veetykadan’ın bu yazısı 24 Nisan 2026 Tarihinde Global Voices‘de yayınlanmıştır.
Bir çocuk gökyüzünde yıldızları, bulutları, güneşi görmek yerine füzeleri görüyorsa, bir şeyler kaybedilmiştir.
2023 yılının sonlarına doğru Gazze’den gelen vahşet görüntüleri televizyon kanallarını doldurmaya başlamıştı. Kendimi sürekli bu yıkık binalara, sirenlere ve beyaz kefene sarılmış çocuklara bakarken buluyordum.
Vahşetin boyutu çok yüksekti. Ancak akılda kalan, kimi yaralanmış, kimi hayatını kaybetmiş, kimi de ürkmüş çocukların yüzleriydi. Çoğu, hayatlarının bir gecede bu vahşete maruz kalmasını anlayamayacak kadar küçüktü. Haberler ölüm ve yaralı istatistikleriyle doluyken, televizyonu kapattığımda bile zihnimden silinmeyen kötü görüntüler kalmıştı.
Bu durum artık sadece çatışma bölgelerine özgü bir gerçeklik değil. Sürekli iletişimin olduğu bir çağda, dünyanın dört bir yanındaki çocuklar ekranlar, sohbetler ve çevrelerindeki yetişkinlerin yaydığı endişe ortamı aracılığıyla savaşa gerçek zamanlı olarak maruz kalıyor. Bu makale, savaş alanından çok uzak olan çocuklar için bile bu tür bir maruz kalmanın çocukluğu sessizce yeniden şekillendirdiğini savunmaktadır.
Sık sık eşimle oturup az önce gördüklerimizi tartışır, bize ait olmayan ama bir şekilde bize aitmiş gibi gelen bir acıyı anlamlandırmaya çalışırdım.
Ve tüm bu süreçte önemli bir şeyi gözden kaçırmışım.
İki kızım var. Büyük olan 15 yaşına yaklaşıyor ve çatışmanın dilini anlayacak yaşta. Küçük olan ise henüz altı yaşında ve hâlâ soruların basit, cevapların iç rahatlatıcı nitelikte olduğu bir dünyada yaşıyor. Tüm bu süreci anlamaya çalışırlarken fark ettim ki, çok daha sık odada bulunuyorlardı.

İlk başta tepkiler çok belirgin değildi. Bazen bir soru, bazen bir bakış. Bir keresinde küçük çocuğum ekrana işaret ederek “Neden ağlıyorlar?” diye sordu. Ben de güvenli, eksik ama onları korumaya yönelik bir cevap verdim. Ama çocuklar sadece sözleri duymaz; yüz ifadelerini, ses tonlarını ve sessizlikleri de okurlar. Benim yumuşattığımı sandığım cevabı onlar kendi tarzlarında çoktan anlamışlardı.
Zaten son zamanlarda savaş alanı ile burada olanın mesafesi azalmıştı.
ABD-İran Savaşının Körfeze Sıçraması
Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran arasındaki gerginlikler tırmanırken, haberlerin tonu da değişti. Artık mesele sadece Gazze ve İran ile ilgili bir yer değildi. Haberlerde Körfez’den söz ediliyordu ve ekranlarda son dakika başlıkları haber kanallarında çıkıyordu. Uyarılar yanıp sönüyordu. “Füzeler” ve “insansız hava araçları” gibi kelimeler, uzak bir kelime dağarcığı olarak değil, olasılıklar olarak günlük konuşmalara girdi.
Bu süreçte Okullar kapandı ve Günlük hayat adeta felç oldu.
Sonra her şeyi değiştiren an geldi ve yaşadığımız Katar’ın ve diğer Körfez ülkelerinin de risk altında olabileceğinin farkına varılmıştı. Bir zamanlar belli bir mesafeyle takip ettiğim savaş hakkında haberler, artık evime rahatsız edici derecede yakın bir yerde yaşanıyordu.
Savaşı henüz dile getirilmeden önce fark etmiştim.
Büyük kızım sakin kalmaya çalıştı ama soruları bu sefer daha hızlı, daha keskin bir şekilde geri döndü. “Burada mı olacak?” “Güvende miyiz?” Kendim de tam olarak bilmediğim bir gerçekle yüzleşmeden basit bir cevap vermenin yolu yoktu.
Küçük kızım ise sormadı, bekledi.
Gökyüzünden gelen ani bir ses onu irkiltti. Televizyonda duyduğumuz bu ses anında dikkatini çekti. Bir zamanlar sadece açık bir alan olan gökyüzü, sanki uyarı vermeden değişebilecekmiş gibi dikkatle izlenmesi gereken bir şeye dönüşmüştü.
İşte o zaman, bunca zamandır göremediğim şeyi anladım.
Savaşın evinize girmek için kapınıza kadar gelmesine gerek yok. Sessizce, bir ekran veya bir manşet aracılığıyla, küçük kulaklar için uygun olmayan konuşmalar sırasında gelir. Ve gerçeklik hissi uyandığında, bu durum çoktan çocukların zihinlerine yerleşmiş ve henüz kelimelerle ifade edemedikleri korkuları şekillendirmiş oluyor.

Çocuk psikolojisi alanındaki araştırmalar uzun zamandır, doğrudan veya dolaylı olarak şiddete defalarca maruz kalmanın, çocukların güvenlik ve istikrar algılarını etkileyebileceğini göstermiştir. Günümüzün 24 saat kesintisiz medya ortamında, çarpıcı görüntüler ve son dakika haberlerinin sürekli olarak karşımıza çıktığı bir ortamda, uzaktaki çatışma ile kişisel gerçeklik arasındaki sınır giderek daha da bulanıklaşıyor. Eskiden filtrelenen şeyler artık aracısız ve çoğu zaman bunları işlemek için gereken duygusal araçlardan yoksun bir şekilde zihinlerimize giriyor.
Savaşları genellikle toprak, güç ve siyasi sonuçlar açısından ele alırız. Ancak daha az görünür ve çok daha kalıcı başka bir bedel daha vardır. Bu, çocukların sormaya başladıkları sorularda, içine girdikleri sessizliklerde ve dünyayı olasılıklarla dolu bir yer olarak değil, belirsizliklerle dolu güvensiz bir yer olarak görmeye başlamalarında kendini gösterir.
Çocukluk, keşif zamanı olmalıdır; gökyüzünün sadece gökyüzü olduğu, korkulacak bir şey olmadığı ve yüksek seslerin tehlike sinyali değil, heyecan anları olduğu bir dönem. Dünyanın büyük ama güvenli hissettirdiği bir dönem.
Günümüzde pek çok çocuk için bu güvenlik duygusu sessizce aşınmaktadır.
Bazıları bunu çatışmanın tam ortasında kaybetmektedir. Diğerleri ise uzaktan, tekrarlanan maruz kalmalar, cevapsız sorular ve dünyanın eskisi kadar güvenli olmadığına dair artan farkındalık yoluyla bu duyguyu kısmen yitirmektedir.
Bu durum, ebeveynler, eğitimciler ve medya kurumları için zorlu sorular ortaya çıkarmaktadır. Farkındalık için ne kadar maruz kalmak gereklidir ve bu ne zaman bunaltıcı hale gelir? Çocukları gördüklerini anlamaları için eğitiyor muyuz, yoksa sadece bunları içselleştirmelerini mi bekliyoruz? Öğrenmeye çalışırken, bu savaş anlarının çocuklarda ne kadar derin izler bıraktığını hafife alıyor olabiliriz.
Çocukları gerçeklikten sonsuza kadar koruyamayız. Dünyanın çatışmalardan etkilenmediğini de söyleyemeyiz. Ancak farkındalık ile savaşa maruz kalma arasında, çizemediğimiz bir sınır vardır; bilgilendirme ile bunalma, hazırlama ile korkutma arasındaki bir sınır.
Çünkü bir çocuk gökyüzünden korkmaya başladığında, temel bir şeyi çoktan kaybetmiş demektir.
Gökyüzü asla bir endişe kaynağı olmamalıdır. Gökyüzü, şekli değişen bulutlar, sınırları aşan kuşlar ve geceleri sessizce ortaya çıkan yıldızlar içindir.
Füzeler ve insansız hava araçları için değil.
Yine de, bugün birçok çocuk için gökyüzü artık bir hayranlık kaynağı değil, aksine bir soru işaretidir. Artık merakla değil, endişeyle baktıkları bir yerdir.
Ve belki de en kalıcı hasar budur — savaşın o anda yok ettikleri değil, gelecek için sessizce uzun vadede bıraktıkları hasar kalıcı olur.
Çünkü gürültü çoktan sönüp gittikten sonra bile, bu çocuklar tek bir şeyi hatırlayacaklar: Gökyüzünün altındaki dünyayı tam olarak anlamayı öğrenmeden önce, gökyüzünden korkmayı öğrendiler.
